Derin devletten mafyaya: MHP’nin karanlık geçmişi

Derin devletten mafyaya: MHP'nin karanlık geçmişi
Derin devletten mafyaya: MHP'nin karanlık geçmişi

Türkiye demokrasisi yaklaşık 60 yıldır MHP’nin müdahaleleriyle boğuşuyor. Bazen sendika, bazen meslek kuruluşu bazen de bugün olduğu gibi bir siyasetçi MHP’nin hedefinde. Bahçeli’nin suç örgütü lideri Çakıcı’ya ‘dava arkadaşım’ diyerek sahip çıkması çok eski bir hikaye ve MHP’nin karakterinden bağımsız değil

Derin devletten mafyaya: MHP'nin karanlık geçmişi

HAZIRLAYAN: OĞUZCAN ÜNLÜ

OPERASYON PARTİSİ MHP’NİN DOĞUŞU

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik hakaret ve tehditler savuran organize suç örgütü lideri Alaattin Çakıcı’ya sahip çıkılması MHP’nin fonksiyonunu bir kez daha gündeme getirdi. Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), Türkiye siyasi yaşamında adı çatışmalar, gerilimlerle anılan bir yere sahip. MHP’nin 1960’lı yıllarda doğduğu zemin ve koşullar yıllar içinde değişmiş olsa da varlığını sürdürmeye devam ediyor. MHP, Türkiye’nin özellikle sosyal ve ekonomik kırılma anlarında devletten, egemen sınıflardan ve düzenden yana belirlediği konumunu asla değiştirmedi. Partinin kuruluş amacına ve çıkış anına bakarsak ne günümüzde AKP ile kurduğu ne de 1970’li yıllardaki Milliyetçi Cephe (MC) hükümetleri içinde aldığı rol şaşırtıcı değildir.

Türkiye toplumuna bütünlükçü bir program ve sosyal sorunlara dönük kapsamlı çözüm önerileri sunmak yerine, istediğini elde edebilmek için fay hatlarında yürümek, toplumu etnik ve dini kimlikler üzerinden kargaşaya sürükleyecek söylemler geliştirmek MHP’nin siyaset tarzını her dönemde belirledi. MHP çok açık ki ilerlemeye, demokrasiye ve özgürlüğe karşı kuruldu.

MHP Türkiye’deki faşizmin gelişim niteliklerine bağlı olarak emperyalizm ve kontrgerilla tertipleriyle doğan; sola, ilerlemeye, çoğulculuğa, özgürlüğe, demokrasiye, insan haklarına düşman, ırkçı ve faşist bir partidir. MHP’nin tarih sahnesine çıkış süreci bu tanımlamayı doğrular niteliktedir.

TURANCILIK DAVASI VE TÜRKEŞ

1940’lı yılların ilk yarısında Türkiye politik ve entelektüel hayatını etkileyen bazı faşist kesimler, Hitler’in sosyalizmi tarih sahnesinden sileceğine kesin gözüyle bakıyordu.

MHP’nin kurucu lideri ve ‘Başbuğ’u Alparslan Türkeş, Nihat Atsız’la yaptığı mektuplaşmalarda Hitler’in zaferine kesin gözüyle bakmaktaydı: “Almanların bu yaz taarruza geçerek harbi kazanacakları muhakkaktır”. Atsız ise Türkeş için mahkeme ifadelerinde, “Tamamen Turancı ve ırkçıdır” demekteydi. Alparslan Türkeş ve Nihal Atsız’ın Türkiye’yi faşistlerin yanında savaşa sokma çabası 1944 yılında Irkçılık/Turancılık Davası’nda yargılanmalarına yol açtı.

Türkeş bu davada kararlı bir tutum sergilemedi. İfadelerinde, “Daima devletimin kabul ettiği prensiplere inandım ve onlara hürmetten ayrılmadım. Türk milliyetçisiyim, fakat iddia edildiği gibi ırkçı değilim” dedi. Davanın savcısı Kazım Alöç’e yazdığı çeşitli mektuplarda da tavrını devam ettirdi.

ABD VE NATO EĞİTİMİ

Demokrat Parti’nin (DP) 1950’de iktidara gelişiyle birlikte Türkiye’nin Soğuk Savaş yıllarında ABD öncülüğündeki emperyalist Batı blokuna dâhil olması ve geliştirilen antikomünist politikalar Türkeş’in yaşamı için belirleyici oldu. Orduya geri dönen Alparslan Türkeş, 1950’li yıllar boyunca ABD’de ‘Gayrı-Nizami Harp’ adı altında NATO anlayışında kontrgerilla eğitimleri aldı. 1955’te NATO Türk Temsil Heyeti üyesi olarak Pentagon’da bulundu.

27 MAYIS 1960 ASKERİ DARBESİ

1958 yılında Türkiye’ye dönen Alparslan Türkeş’in 27 Mayıs 1960 Askeri Darbesi’nde oynadığı rol güçlü değildi. Darbenin esas kadrosu darbe sırasında devletin önemli kurumlarına hâkim olmaya çalıştığından dolayı bildiriyi radyoda okuma görevi Türkeş’e verildi.

Nitekim darbeyi gerçekleştiren kadroyla Türkeş’in arası darbeden sonra çok geçmeden açıldı. Türkeş ve bazı arkadaşları iktidarda kalmakta ısrar ederek cunta içinde gruplaşmalara yol açıyordu. Bu yüzden 27 Mayıs’tan birkaç ay sonra Türkeş ve diğer 13 arkadaşı çeşitli yurtdışı görevlerine gönderilerek tasfiye edildi.

CKMP’DEN MHP’YE GEÇİŞ

Türkiye’yi sosyalizmden uzak tutup kapitalist ‘hür’ dünyada kalabilmesini sağlamak amacıyla ABD tarafından ‘özel harp eğitimi’ alan Alparslan Türkeş, görünürde legal siyasi partiye ihtiyaç duymaktaydı.

1963’te Türkiye’ye dönmesiyle birlikte Türkeş siyasette yer edinmeye çalıştı. Önce Adalet Partisi (AP) içinde şansını denedi. 1965’te ise Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’nin (CKMP) yönetimini arkadaşlarıyla birlikte ele geçirdi. 1967’de Türkeş tarafından faşist hareketin doktrini olacak Dokuz Işık Doktrini ilân edildi.

Türkiye’de solun 1960’lı yılların ortasından itibaren hızlıca kitleselleşmeye başlaması sonucunda Türkeş liderliğindeki CKMP kendisini Soğuk Savaş konseptine uygun ve antikomünist kontrgerilla tertiplerine açık bir partiye dönüştürdü.

Nihayet CKMP’nin isminin 1969 Adana Kongresi’nde MHP olarak değiştirilmesiyle faşist hareket, Lider (Türkeş), Teşkilat (MHP), Doktrin (Dokuz Işık) üçlüsüyle 1970’li yıllara girecekti.

***

Faşizm hâla büyük bir tehdit olarak duruyor: Gazeteci, yazar Kemal Can güncel demokrasi krizine işaret ederek, “Bugün yönetimler bazında popülist versiyonlar eliyle iktidarları ele geçiren otoriter eğilimler, hatta faşizan moment büyük bir tehdit olarak önümüzde duruyor” diyor.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*